Yaşam

Fırat’ın ötesindeki Urartu

Esra Alp*

Bir toplumun tamamen kapalı bir halde, ancak kendi iç dinamikleri ile büyümesi, gelişmesi ve devamlılığını sağlaması mümkün müdür? Günümüz açısından bakıldığında bu soruya elbette hayır cevabı verilmesi gerekir. Komşu kültürlerle kurulan bağlar sonucunda kültürel alışverişin oluşması ve toplumların bu yolla kendi yapılarına bir takım katkılar sağlaması mümkündür. Bu katkıların izleri günlük hayattan sanat alanına, dinden mimari ve zanaat çalışmalarına, kısacası somut dünyadan soyut dünyaya kadar pek çok alanda görülebilmektedir. Peki Urartular batılı komşularıyla kültürel etkileşimlerini hangi dinamiklerle ve hangi alanlarda gerçekleştirdiler?

Mushashir Tapınağı’nın yağmalanmasını gösteren Khorsabad Rölyefi. E. Flandin’in çizimi.

Urartu Devleti, M.Ö. 9. yüzyılın sonlarından itibaren konfederal yapıdan uzaklaşarak merkezi bir yapı kurmuştur. MÖ 7. yüzyılda güneyde Asur ve İran ile çatışmalara girmiş, batı ve güneybatıda ise Geç Hitit devletleriyle askeri, siyasi ve ekonomik bağlar kurmuştur. Tüm bu temaslar aynı zamanda güçlü bir kültürel etkileşime de yer açıyor.

Urartu yönünü batıya çeviriyor

Bu nedenle kendisine askeri ve siyasi hedefler koymuş, hem siyasi gücünü hem de sosyo-ekonomik gücünü pekiştirmek amacıyla batının yanı sıra birçok bölgeye seferler düzenlemiştir. Batıdaki verimli tarım alanları ile demir ve bakır cevherleri Urartu’nun yayılması ve özellikle devamlılığı açısından çekici faktörlerdi. Batıdaki bu cazip bölge sadece Urartuların değil Asurluların da dikkatinden kaçmamış ve bir anlamda bu iki devlet arasında bir çatışma alanı haline gelmiştir.

Yazılı belgelere göre Kral Minua’nın tahta çıkmasıyla yüzünü batıya çeviren Urartu, Milis (Malatya) Krallığı’na çeşitli seferler düzenlemiştir. İlhak edilmeden sadece ganimet ve vergi alınmasıyla sonuçlanan bu işlemler Argišti ve II. Sarduri dönemlerinde de devam etmektedir. Fırat’ın batı yakasındaki Kayseri, Nevşehir, Niğde illerini ve Nefret ülkesini kapsayan Kapadokya Bölgesi’ne karşılık gelen Tabal Krallığı bugün ilerlese bile Fırat Nehri, ülkenin batı ucu olarak kalır. Urartu. Ancak farklı dinamikler Urartu’nun batıdan kültürel etkileşiminin önünü açmakta ve tarihi boyunca hem bu bölgeden beslenmekte hem de kendine ait bazı unsurları bu bölgeye aktarmaktadır. Batı ile temas askeri seferlerle sınırlı değil. Urartu’nun bu bölgeyle teması, baş düşmanı Asur’a karşı Geç Hitit krallıklarıyla kurduğu ittifaklar aracılığıyla devam ediyor. Tam da bu dönemde Antik Çağ’ın tartışmalı ve değerli şahsiyetlerinden Muški’nin hükümdarı Mita’nın adının Urartu ile birlikte Asur karşıt ittifakında anıldığı görülmektedir. Tartışmalardaki genel eğilim Muški Bölgesi’ni Frigya’yla, Mita’yı ise Frig hükümdarı Midas’la ilişkilendirmek yönündedir. Böylece batıda yer alan ve Orta Anadolu’da büyük bir güç olan Frigya’nın da Urartu ile ittifak yoluyla bağlantı kurduğu yazılı belgelerden anlaşılmaktadır.

Keşif gezilerinin ardından: Kültürlerarası etkileşim

Antik toplumlarda siyasi kaygılara dayanan tüm bu seferlerle sadece haraç, vergi, ganimet ya da bölgenin ilhakı sağlanmıyor, aynı zamanda kültürel bir etkileşim de yaşanıyor. Seferlerin düzenlendiği bölgelerden ganimet olarak elde edilen eserlerin kullanılmasının yanı sıra bazen bu eserlerin taklit edilmesi, bazen de küçük sanatsal nüanslarının kendi repertuvarındaki eserlere yansıtılması şeklinde görülmektedir. Ayrıca nüfus transferi gibi hareketlerin demografik yapılarda neden olduğu değişiklikler, bölgeler arası kültürel etkileşimin en önemli dinamiklerinden birini oluşturmaktadır. Bu sayede pek çok usta ve sanatkar kendi ülkelerinden alınarak Urartu kentlerine yerleştirilmiştir ve orada istihdam edilmiştir. Böylece bu insanlar kendi geleneklerinin yanı sıra el sanatlarından mimariye kadar pek çok alandaki bilgilerini Urartu Ülkesine taşıyorlardı. Bu transferlerin ince detaylarla yürütüldüğü ve transfer edilen bireylerin niteliğinin belirlendiği ifade edilen Asur Hükümdarı III. Bunu Tiglat Pileser’in yazıtlarında da açıkça görüyoruz. Bu bağlamda antik çağdaki tehcir uygulamalarına farklı bir açıdan bakıldığında savaş gibi olumsuz, yıkıcı bir olgunun olumlu yansıması olarak kültürlerarası etkileşime katkı sağladığını söylemek yanlış olmaz!

Siyasi temaslara ve kültürel etkileşime katkı sağlayan bir diğer dinamik ise devletlerarası ittifaklar yani ittifaklardır. Kuşkusuz ılıman siyasi iklim, ortak siyasi kaygılarla oluşturulan ittifaklarla bölge halklarının birbirlerine bakış açısını değiştirecek ve iletişimi hızlandıracaktır. Böylece bölgeler arası alışverişin ortaya çıkmasıyla etkileşimler artmaktadır. Asur Hükümdarı Sargon’un devriyle Urartu’nun Orta Anadolu’daki birçok güçle birlikte bu ittifaklarda ona karşı harekete geçtiğini biliyoruz. Ancak bütün bu ilişkiler karmaşasında diplomatik çıkarların varlığını da göz ardı etmeyelim.

Fildişi tabak, Altıntepe.

Tüm bu dinamiklerin yanı sıra kültürel etkileşime zemin hazırlayan en değerli argümanlardan biri de bölgeler arası ticaret kavramıdır. Urartu yazılı belgelerinde çok az rastladığımız ticaret kavramının varlığı, bazı el sanatlarında/sanatlarda pek çok örnekte karşımıza çıkmaktadır. Urartu’nun güneybatı sınırında yer alan ve ticaret yolunun üzerinden geçen Geç Hitit Krallıkları ile yakın ilişkiler içinde olduğunu anlıyoruz. Bu etkileşimi özellikle Doğu Akdeniz kültürleriyle bağlantılı olarak bronz ve fildişinden yapılmış takı, eşya ve aksesuarlarda takip edebiliyoruz.

MÖ 1. binyılda din ve inanç gibi bağlayıcı faktörlerin de kültürel etkileşime katkı sağladığı bilinmektedir. Bunun en güzel örneğini Urartu’nun baş yaratıcısı Haldi’nin ana ibadet merkezi olan Mušašir kentine farklı bölgelerden gelen insanlar ve birçok devlet görevlisinin ziyaretleri sırasında sundukları değerli hediyeler verebiliriz. Dini inançla ilgili bir diğer detay ise devletin kurulmasıyla birlikte Pantheon’a dahil edilmeyen ve daha sonra Arinberd Tapınağı’nda ortaya çıkan Tanrı Iubša/Iuarša’dır. Aniden ortaya çıkan bu yaratıcının, Luvi tanrısı I(y)arriš ile eşleşmesi muhtemel görünse de Urartu, Batı’dan sürüldükten sonra yerleştiği halkın inançlarına saygısını yansıtırken muhtemelen farklı bir din kültürü olgusunu da bünyesine kattı. bir anlamda idarelerini kolaylaştırmaktadır.[1]Eklediği şeyin anlamı çıkarılabilir.

Urartularda bölgeler arası kültürel etkileşim

Boğa ataşmanlı kazan, Altıntepe.

Günlük kullanımda kullanılan çömleklerden, kıyafetlerde kullanılan saç tokası veya iğne gibi bireysel süs eşyalarına, fibula ve kemer tokalarına, hem günlük hem de dini ritüellerde kullanıldığını bildiğimiz bronz kazanlar ve eklentilere kadar bölgeler arası kültürel etkileşimin izleri görülebilmektedir. Fildişi gibi prestijden de söz eden aletler. Hatta mimariden mimariye kadar geniş bir yelpazede de görülebilmektedir.

Urartu’da zanaat alanında ticaretle ilgili en tartışmalı konulardan biri de hiç şüphesiz bronz kazanlar ve bunların kulp görevi gören aksesuarlarıdır. Sirenler, griffonlar, aslanlar ve boğa başları şeklinde varyasyonları olan bu eklenti kümelerine Altıntepe, Toprakkale, Karmir Blur, Ayanis, Kayalıdere, Alishar (Weracham) gibi değerli Urartu kentlerinde rastlanmıştır. Bunların yanı sıra pek çok yabancı müze eseri de Urartu olarak anılmaktadır. Batıdaki komşu Friglerin başkenti Gordion’da ve hatta ötesinde Yunanistan’dan Etrüsk topraklarına kadar uzanan geniş coğrafi bulgular konuyu daha da ilginç kılmaktadır. Tartışmada kullanılan bilgilerin çoğunluğu satın alınan eserlere ilişkindir. Bu eserlerin, özellikle boğa başı şeklindekilerin teknik ve üslup birliği ve sistemli kazı bilgileri Urartu ile ilgili olduğunu gösterirken, batı coğrafyalarında benzer olması Urartu’dan yansıdığını düşündürebilir. batısı Frigya ile etkileşim yoluyla. Ancak Urartu’nun ticari potansiyeli dikkate alındığında Etrüsk topraklarına uzanan bir eserin aktarımının ancak ikincil ve üçüncül geçişlerle mümkün olabileceğini belirtmek gerekir.

Boğa başı şeklinde bronz kazan eklentileri.
İngiliz müzesi.

Muazzam kaya işçiliği eserlerine sahip olan Urartu’da, büyük kaya kütleleri üzerine yapılan oymalarla oluşturulmuş ‘V’, ‘U’, orak, daire ve kanal şeklinde bir dizi buluntu bulunmaktadır. Dini ritüellerde veya atlı otomobil tekerlekleri yapımında kullanılan kalıplar olarak farklı şekillerde tanımlanırlar. Hakim olduğu alanda 20’den fazla alanda karşımıza çıkan bu bulgu, tartışmasız bir şekilde Urartu ile ilgili bir eserler bütünü olarak kabul edilmektedir. Dağlık Frig bölgesi dışında, Eskişehir’de Zey Nekropolü ve Hamamkaya gibi alanlarda benzer eserlere rastlamak, bunların Urartu’dan Frig topraklarına doğru yansıyan bir unsur olduğunu düşündürmektedir.

Siren eklentili kazan, Gordion

Etkileşimin hangi yollarla gerçekleştiğini bilmek zor olsa da bu iki alandaki kaya izlerinin aynı amaca hizmet eden aynı niyet sistemi verileri olduğunu söylemek oldukça mümkündür. Ağırlıklı olarak Urartu coğrafyasında bulunan bu eser dizisinde etkileşimin hangi tarafta olduğu sorusuna gelince doğudan batıya şeklinde yorum yapmak yanlış olmaz.

Frig unsurlarının Urartu’daki yansıması

Siren eklentili kazan, Gordion

Elbette etkileşimin yönü tek taraflı değildir ve batıdan Urartu’ya yansıyan unsurlar bulunmaktadır. Bunu en değerli sanat eserlerinden biri olan kemer tokalarında da görebiliriz. Urartu coğrafyasında benzersiz örnekleri bulunan bu eser grubunun aynı zamanda ikonografik olarak Frig Stili olarak tanımlanan örnekleri de içermesi dikkat çekicidir. Burada Frig unsurlarının Urartu’daki yansımaları olarak yorumlayabiliriz.

Ayanis kentiyle birlikte ortaya çıkan iyi planlanmış simetrik mimariye sahip dış şehir oluşumu ve buradaki Haldi Tapınağı’ndaki gravür tekniğindeki bazı farklı süsleme teknikleri, mimari açıdan Urartu’ya daha sonra getirilen yenilikler gibi görünmektedir.

Dilkaya Kalesi’ndeki yuvarlak şekilli olan
kaya işareti

Seferler sonrasında batıdan sürülen halk arasında ustaların bilgilerinin aktarılmasıyla bu yeniliğin Urartu’ya da taşınması mümkün görünmektedir. Ayanis’i inşa eden kral Argişti’nin oğlu Rusa, Ayanis Tapınağı yazıtında Urartu’nun batısındaki Tabal, Hate, Muški ve Frigya gibi bölgelerden insanları sürdüğünü ve onlar aracılığıyla bu şehri kurduğunu açıkça belirtmektedir.

Batı’dan bilgi aktarımıyla tarım

Dağlık coğrafyanın halkı olan Urartu için bir diğer yenilik ise tarımdır. Devletin kuruluşundan önceki dönemlerde bu bölgelerde yarı göçebe olan ve hayvancılıkla geçinen bu topluluk, bilgi gerektiren tarımsal faaliyetleri kendi içinde, elbette bir dış etkenin de etkisiyle geliştirmeye başlamıştır. Yazılı belgeler ve arkeolojik veriler, Urartu’daki tarımsal faaliyetlerin yoğun olarak I. Argišti ve II. Sarduri, kararın M.Ö. 7. yüzyılda devam eden Rusa döneminde alındığını ortaya koyarken, bu dönemlerde daha fazla sulama kanalı yapılması ve işlenmeyen alanların tarıma açılmasının hız kazandığını ortaya koyuyor. Bu yönelim şüphesiz artan nüfusun beslenme ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktadır. Ancak sözün hakimlerinin batı seferleriyle bağlantılı kişiler olması ve tehcirin bu bölgeden gelmesi, tarımda batıdan bir bilgi aktarımının olduğunu göstermektedir.

Ayanis’te gravür tekniğindeki süslemeler.

MÖ 1. binyıldaki Urartu’ya baktığımızda kültürel etkileşime katkı sağlayan bu dinamiklerin hemen hepsinin etkili olduğunu ve bu coğrafyanın batısıyla kültürel alışverişi hızlandırdığını söyleyebiliriz. Urartu ile batı arasındaki tüm bağlantıların ne şekilde ve ne zaman kurulduğunu, askeri mi yoksa ticari bir bağlantı mı kurulduğunu yazılı belgelerden kısmen öğrenmek mümkündür. Çünkü yazılı belgeler çoğunlukla devlet bürokrasisiyle ilgili olup, çoğunlukla propagandaya yöneliktir. Bu gelenek aslında sadece Urartuların değil, II. Bu hem Anadolu hem de Yakındoğu devletlerinin binlerce yıldır uyguladığı bir politikaydı. Bu nedenle Urartu’nun gelişmesini ve devamlılığını sağlamak için batıyla temas halinde olmuş ve kültürü[1]Batıdan da izler taşıdığını söylemek yanlış olmaz.

* Doktora, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Tarihi Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu